kuran.com

Bir Ayet

Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
(Yusuf, 12/2)
Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için bir rehber ve rahmet kaynağı (olan Kur’an) geldi.
(Yunus, 10/57)
Eğer kulumuz (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'an'dan) şüphede olup bunda da samimi iseniz, o takdirde Allah'tan başka (bilgisine güvendiğiniz) şahitlerinizi de çağırın ve onun surelerinden bir benzerini getirin.
(Bakara, 2/23)
Şüphesiz, Allah'ın kitabını okuyanlar, namazlarını (devamlı ve dikkatli) kılanlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) gizli-açık (başkaları için) harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir kazanç umabilirler.
(Fâtır, 35/29)
Biz, bu ilahî vahyi kullarımızdan seçtiklerimize miras olarak bahşettik: onlardan bazısı (günaha dalıp) kendilerine zulmeder; bazısı [doğru ile yanlış arasında] bir yol izler, bir kısmı da Allah'ın izniyle hayırlı işlerde başı çekenlerden olur: İşte bu en büyük fazilettir!
(Fatır, 35/32)
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı insanlar için hakikatin ta kendisi olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendi yararına girer. Kim de ondan saparsa, ancak kendi zararına sapmış olur. Sen onlardan dolayı sorumlu değilsin.
(Zümer, 39/41)
Kur’an’ın ne önünden, ne de ardından batıl sokulabilir. (Çünkü o), sonsuz hikmet sahibi ve bütün övgülere layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
(Fussilet, 41/42)
Gerçekten bu Kur’an, en doğru yola iletir ve iyi işler yapan mü’minlere büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.
(İsra, 17/9)
De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”
(İsra, 17/88)
Kur’an’ın ne önünden, ne de ardından batıl sokulabilir. (Çünkü o), sonsuz hikmet sahibi ve bütün övgülere layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
(Fussilet, 41/42)
Andolsun ki Biz, onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.
(Duhan, 44/3)
İşte sana da, tarafımızdan bir ruh (olarak kalplere hayat veren Kur’an’ı) vahy ettik. Oysa sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur haline getirdik. Şüphesiz ki sen doğru bir yola; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna iletirsin.
(Şûrâ, 42/52-53)
Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları kendisiyle müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, Kur'an'ı senin dilinde (indirerek anlaşılmasını) kolaylaştırdık.
(Meryem, 19/97)
Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Peki, öğüt alacak yok mu?
(Kamer, 54/17)
Kur’an’ın ne önünden, ne de ardından batıl sokulabilir. (Çünkü o), sonsuz hikmet sahibi ve bütün övgülere layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
(Fussilet, 41/42)
Elif Lâm Mîm. Bu (Kur’an), kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bir kitaptır, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için de doğru yolu gösteren bir rehberdir.
(Bakara, 2/1-2)
Kur’an okunduğu zaman, ona kulak verip sessizce dinleyin ki size merhamet edilsin.
(A’raf, 7/204)
Elif Lâm Râ. Bu (Kur’an), sonsuz hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından bütün yönleriyle ayetleri mükemmel hale getirilmiş, sonra da ayrıntılı bir şekilde açıklanmış bir kitaptır.
(Hud, 11/1)
Böylece Biz o Kur’an’ı Arapça bir hüküm (kaynağı) olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra eğer onların heveslerine uyarsan, Allah’a karşı sana yardım edecek ne bir dost ne de bir koruyucu bulursun.
(Ra’d, 13/37)
Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil (olan Hz. Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur (olan Kur’an’ı) indirdik.
(Nisa, 4/174)
Andolsun, Biz, bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan (onları anlamadan) tartışmaya çok düşkündür.
(Kehf, 18/54)
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı hakikatin ta kendisi olarak indirdik. Öyle ise sen de ihlâslı bir şekilde sadece Allah’a kulluk et.
(Zümer, 39/2)
Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okur (ve hayatlarında uygularlar). İşte ona gerçek iman edenler bunlardır. Onu inkâr edenlere gelince, işte asıl kaybedenler de onlardır.
(Bakara, 2/121)
Allah, sözlerin en güzelini; (yani âyetleri güzellikte) birbirine benzeyen, (hüküm ve öğütleri) tekrarlanan bir kitap olarak (Kur’an’ı) indirmiştir. Rablerinden korkanların tenleri onun etkisiyle ürperir. Ardından tenleri ve kalpleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar…
(Zümer, 39/23)
Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı (yani hakkı batıldan ayıran Kur’an’ı) indiren Allah yücelerin yücesidir.
(Furkan, 25/1)
Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından ortaya konacak bir (söz) değildir. Ancak kendinden önceki (vahyin) doğrulanması ve Kitab'ın açıklanmasıdır. Onda hiçbir şüphe yoktur ve âlemlerin Rabbinden gelmiştir.
(Yunus, 10/37)
Bu Kur’an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.
(Sad, 38/29)
Biz, insanlara belli zaman aralıklarıyla okuyasın diye Kur’an’ı parçalara ayırdık ve onu bölümler halinde indirdik.
(İsra, 17/106)
Sana bu kitabı, her şey için bir açıklama, Müslümanlara bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjde olarak indirdik.
(Nahl, 16/89)
Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.
(Nisa, 4/82)
Her türlü hamd ve övgü, kuluna kitabı indiren ve onda hiçbir yanlışlığın yer almasına fırsat vermeyen Allah’a mahsustur.
(Kehf, 18/1)
Bu Kur’an, bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Şu halde ona uyun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
(En’am, 6/155)
Bu Kur’an, bütün insanlığa yöneltilen açık bir mesaj, Allah’a karşı gelmekten sakınanları da doğru yola götüren bir rehber ve öğüttür.
(Âl-i İmran, 3/138)
(Ey Muhammed!) sana geçmiş kitapları tasdik eden, onlardaki doğruları muhafaza eden Kur’an’ı gerçeğin ta kendisi olarak Biz indirdik. ku halde onların arasında Allah’ın indirdiklerine göre hüküm ver.
(Maide, 5/48)
Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.
(Hicr, 15/9)
(Ey Resulüm!) de ki: "Bu Kur'an, muazzam bir mesajdır, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz"
(Sâd, 38/67-68)
Onlar, hâlâ Kur’an’ı düşünmeyecekler mi? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?
(Muhammed, 47/24)
Bu (Kur'an), kendisiyle uyarılmaları, Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl sahiplerinin öğüt almaları için insanlara yapılan bir bildiridir.
(İbrahim, 14/52)
O, elbette çok değerli bir Kur’an’dır. Korunmuş bir kitaptadır. Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir. Âlemlerin Rabb’inden indirilmiştir.
(Vakıa, 56/77-80)
(Resulüm!) Böylece Biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda ikazları tekrar tekrar açıkladık. Umulur ki onlar (bu sayede günahtan) korunurlar. Yahut da o (Kur'an) kendileri için bir öğüt ortaya koyar.
(Tâhâ, 20/113)
Elif Lâm Râ. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve çokça övülen Allah’ın doğru yoluna götürmen için sana indirdiğimiz bir kitaptır.
(İbrahim, 14/1)
10
Şubat 2017
Cuma
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

Bir Hadis

Abdullah b. Amr (r.a.)’dan; Resûlullah (s.a.s.)’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Müslüman, güzel ahlâkı sayesinde Allâh’ın emirlerini yerine getirip devamlı oruç tutanlar derecesine yükselir.”
(Taberanî, Evsat, No: 3150, IV, 102-103)
Câbir b. Abdullah (r.a.)’dan; Resûlullah (s.a.s.), Cebrâil’den, Allâhu Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Muhakkak şu (İslâm Dîni) benim râzı olduğum bir dindir. Ona ancak cömertlik ve güzel ahlâk yaraşır. Sahibi bulunduğunuz müddetçe bu dîni, bu iki huy ile güzelleştirip şereşendirin (takviye edin).”
(Taberânî, Evsat, No: 8915, IX, 424, 425)
Ebû Zerr (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.), kendisine hitaben: “Yâ Ebâ Zer, ne tedbir1 gibi akıl, ne haramdan kaçınmak gibi vera,2 ve ne de güzel ahlâk gibi haseb3 olur.” buyurmuştur.
(İbn Hibban, bi Tertibi İbn Belban, Birr, 2, 361, II, 79, Beyrut, 1993)
Mâlik’ten rivâyet edildiğine göre, Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle demiştir: Yemen’e vali olarak giderken ayağımı üzengiye koyduğum sırada, Resûlullah (s.a.s.)’ın bana son öğüdü: “Ey Muâz b. Cebel! İnsanlara karşı ahlâkını güzelleştir” olmuştur.
(Mâlik, Hüsnü’l-Huluk, 1-2, II, 902)
Âişe (r.anhâ)’dan; Resûlullah (s.a.s.)’ın şöyle dediğini işittim: “Mü’min, güzel ahlâkı ile (fazla) oruç tutup (fazla) ibadet edenin derecesine erişir.”
(Ebu Davud, Edep, 7, V/149)
Ebû Hüreyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kul, güzel ahlâkıyla oruç tutan ve namaz kılanların derecesine ulaşır.”
(Taberanî, Evsat, 6279, VII, 154)
İbn-i Abbâs (r.anhümâ)’dan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Su, buzu erittiği gibi güzel ahlâk da günâhları eritir (yok eder); sirke balı bozduğu gibi kötü ahlâk da ameli bozar.”
(Taberanî, el- Mu’cemu’l-Evsat, No: 854, I, 470)
Ali (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz: “Cennette dışı içinden, içi dışından görülen (şeffaf) köşkler vardır.” buyurdu. Bunun üzerine bir bedevî: “Yâ Resûlallah! Onlar kimler içindir?” diye sordu. Peygamber Efendimiz: “Yumuşak ve tatlı konuşan, yemek yediren, oruca devam eden, insanlar uykuda iken namaz kılanlar içindir” buyurdu.
(Tirmizî, Cennet, 3, IV/673)
Ebû Hüreyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle duâ ederdi: “Allah’ım, ayrılık ve bozgunculuktan, iki yüzlülük ve kötü ahlâktan sana sığınırım.”
(Nesâî, Sünen, İstiaze, 21, VIII, 263-264)
Ebu’d-Derdâ (r.a.)’dan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde (ameller tartılırken) mü’minin mizânında güzel ahlâktan daha ağır (gelecek) bir şey yoktur. Şüphesiz ki Allah Teâlâ, kötü huylu, çirkin sözlü kimseleri sevmez.”
(Tirmizî, Birr, 62, IV, 362)
Ebu’d-Derdâ (r.a.)’dan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “(Kıyamet günü) mü’minin mizanında güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. İnsan, güzel ahlâkı ile (fazla) namaz kılıp (fazla) oruç tutanlar derecesine yükselir.”
(Tirmizî, Birr, 63, IV, 363)
Ebû Hüreyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.): – En hayırlılarınızı size bildireyim mi? buyurdu. Onlar: – Bildir yâ Resûlallâh, dediler. Resûlullah: – Ömrü uzun ve ahlâkı güzel olanınızdır, buyurdular.
(İbn Hibban, Birr, 484, II, 234)
Abdullah b. Amr (r.anhümâ)’dan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “En hayırlınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır.”
(Müslim, Fedail, 68, II/1810)
Yahya b. Said (r.a.)’den, şöyle dediği rivâyet olunmuştur: “Kişi, güzel ahlâk ile geceyi ibadetle geçiren ve savaş meydanlarında şiddetli susuzluktan ciğeri yanan kimsenin derecesine ulaşır.”
(Mâlik, Hüsnü’l-Huluk, 6, II/904)
Ebû Dâvûd da muhtasar olarak; “Mizanda, güzel ahlâktan daha ağır gelecek hiçbir amel yoktur.”
(Ebu Davud, Edeb, 7, V, 150)
Ebu Ümâme (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ben, haklı olduğu hâlde bile çekişmeyi bırakan kimse için cennetin avlusunda bir köşk, şaka da olsa, yalan söylemekten kaçınan kimse için cennetin ortasında bir köşk ve ahlâkı güzel olan kimse için de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim.”
(Ebû Davûd, Edeb, 7, V, 150)
Ebû Hüreyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) buyurdu ki: “Allâhu Teâlâ, İbrahim (a.s.)'a şöyle vahyetti: – Halilim (Dostum)! Kâfirlere karşı olsa da ahlâkını güzelleştir ki, iyilerin girdiği yere giresin. Ahlâkını güzelleştiren kimseyi, Arşımın altında gölgelendirip cennet sularından içireceğimi ve onu civarıma yaklaştıracağımı vâdettim.”
(Taberanî, Evsat, No: 6502, VII, 261)
İbn Abbas’tan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuşlardır: “Hayırlınız, ailesine hayırlı olanlarınızdır.”
(İbn Mâce, Nikah, 50, I, 636)
“Mü’min; insanları kötüleyen, lânetleyen, kötü söz ve çirkin davranış sergileyen kimse değildir.”
(Tirmizî, Birr, IV, 350, 48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 405, 416)
Abdullâh b. Amr b. el-Âs (r.anhümâ)’dan: Muâz b. Cebel (r.a.), (bir yere) yolculuk yapmak istediği bir sırada Resûlullah Efendimiz’e şöyle söyledi: – Ey Allah’ın Resûlü! Bana öğüt ver. Resûlullah: – Allah’a ibâdet et, O’na hiçbir şeyi şerik (ortak) koşma, buyurdu. Muâz yine: – Ey Allah’ın Resûlü! Bana öğüdünü arttır, dedi, Resûlullah: – (Bir) Fenâlık yaptığında hemen iyilik yap, buyurdu. Muâz (yine): – Ey Allah’ın Resûlü! Bana -öğüdünü- arttır, dedi. Resûlullah: – Dosdoğru ol , ahlâkın güzelleşsin, buyurdular.
(İbn Hibban, Birr, 524, II, 283)
Ebû Hüreyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.)’a; – İnsanların, cennete girmelerine en çok vesile olan şeylerden sorulunca, Resûlullah: – Allah’tan korkmak ve güzel ahlâktır, buyurmuştur. Ve insanların cehenneme girmelerine en çok sebeb olan şeyler sorulunca da, Resûlullah: – Ağız ve tenâsül uzvudur (üreme organıdır), buyurmuştur.
(Tirmizî, Birr, 62, IV, 363)
Abdullah b. Amr’dan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdular: “Hayırlınız, kadınları için hayırlı olanınızdır.”
(İbn Mâce, Nikah, 50, I, 636)
Nevvâs b. Sem’ân (r.a.)’dan; Resûlullah (s.a.s.)’a iyilik ve günâhtan sordum da Resûlullah: “İyilik, güzel huydur. Günah, vicdanını rahatsız eden ve insanların duymasından hoşlanmadığın şeydir” buyurdu.
(Müslim, Birr, 45, III, 1980; Darimî, Rikak, 73, II, 628)
Ebu Hüreyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) buyurdu ki: “Benim katımda en sevimliniz, ahlâkça en güzel olan ve etrafındakilerle hoş geçineninizdir ki, onlar herkesi sever ve herkes de onları sever. Benim katımda en sevimsizleriniz koğuculuk yapan, dostların arasını açan ve temiz kimselerde kusur arayanlarınızdır.”
(Taberânî, Evsat, 7693, VIII/341, 342)
Âişe (r.anhâ)’dan; Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurdular: “İmanca mü’minlerin en olgunu, ahlâkı en güzel olup, aile bireylerine karşı en yumuşak ve lütufkâr davranandır.”
(Tirmizî, İman, 6, V, 9; Darimî, Rikak, 74, II, 629)
Abdullah b. Amr (r.anhümâ)’dan; Resûlullah (s.a.s.)’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Benim katımda en sevimliniz ve kıyamet gününde meclisime en yakın olanınızı size haber vereyim mi?” Bunu iki veya üç defa tekrar buyurdular. Ashab: “Evet, yâ Resûlullah”, dediler. Resûlullah: “Ahlâkça en güzel olanınızdır” buyurdu.
(İbn Hanbel, II, 185)
Âişe (r.anhâ)’dan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Şerrinden dolayı insanların kendisinden sakındığı kimse, insanların en şerlilerindendir.”
(Mâlik, Hüsnü’l-Huluk, 4, II/903, 904)
Ali b. Hüseyin b. Ebî Tâlib (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kişinin İslâmî güzelliklerinden biri de (mânâsız, faydasız) ve kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesidir.”
(Mâlik, Muvatta, Hüsnü’l-Huluk, 3, II, 903)
Ebû Zerr (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) bana şöyle buyurdu: “Nerede olursanız olun, Allah’a karşı gelmekten sakının ve kötülüğün peşinden hemen iyiliği yetiştirin ki, onu silip yok etsin. Ayrıca insanlarla güzelce geçinin.”
(Tirmizî, Birr, 55, IV, 355; Darimî, Rikak, 74, I, 719)
Âişe (r.anhâ)’dan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle söyleyerek, dua ederdi: “Allah’ım! Yaradılışımı güzel yaptığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir.”
(Ahmed b. Hanbel, I, 403)
Ebû Hüreyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kişinin keremi (cömertliği, ululuğu ve bütün iyilikleri) dinidir. Mürüvveti (mertlik ve insanlığı) aklı, hasebi (soyluluk ve asaleti) güzel ahlâkıdır.”
(Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, X, 328, Beyrut, 1984)
Abdullâh b. Amr b. el-Âs (r.anhümâ)’dan; şöyle demiştir: Resûlullâh, sözünde ve işinde çirkin bir harekette ne bulunurdu, ne de bulunmak isterdi ve şöyle buyururdu: “Sizin en hayırlınız -dan biri de- ahlâkça en güzelinizdir.”
(Buharî, Menâkıb, 23, IV, 166)
İbn Abbas (r.a.)’tan; Peygamber Efendimiz, Eşecc Abdül-Kays’a: “Sende Allahu Teâlâ’nın sevdiği iki (güzel) meziyet vardır: Onlar da hilm (yumuşak huyluluk) ve teenni (düşünceli, temkinli hareket)dir” buyurmuşlardır.
(Tirmizî, Birr, 66, IV, 366, 367)
Mâlik (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.)’ın şöyle buyurduğunu duymuş: “Ben, güzel huyları tamamlamak için gönderildim.”
(Mâlik, el-Muvatta, Hüsnü’l-Huluk, 8, II, 903)
Safvan b. Süleym’den; Resûlullah (s.a.s.) buyuruyorlar ki: “Bedene kolay ve hafif gelen ibadeti size bildireyim mi? Susmak ve güzel ahlâk sahibi olmaktır.”
(İbn-i Ebi’d-Dünya, Kitabu’s-Samt, No: 27, 48, Beyrut, 1988)
Ebû Hüreyre (r.a.), Resûlullah (s.a.s.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Mü’min ülfet eden (insanlarla iyi geçinen) kişidir. İnsanlarla iyi geçinmeyen ve kendisi ile geçinilmeyen kişide hayır yoktur.”
(Ahmed b. Hanbel, II, 4, 5, 335, 9436)
Ebû Zerr (r.a.)’den: “Can ve gönülden iman eden, kalbini her türlü fenâlıktan temizleyen, dili doğruyu söyleyen, gönlünü hoş tutup hâline râzı olan, ahlâkını düzelten (güzel) sözleri dinleyip ibret nazarı ile bakan kurtulmuştur.”
(İbn Hanbel, V, 147)
keyboard_arrow_up